KDV’den istisna olan teslim ve hizmetlerde tevkifat söz konusu olmaz... Fatura düzenleme ve amortisman ayırma sınırı 2017 yılı için 900-TL'dir ... İndirimli orana tabi işlemlerden doğan KDV iade taleplerinde iade konusu yapılamayacak kısım 2017 yılı için 21.400-TL.dir ... Gelir Vergisinden istisna kıdem tazminatı tavanı 01.01.2017-30.06.2017 döneminde 4.426,16-TL.dir ... Hizmet süresi ne olursa olsun 18 yaşından küçük 50 yaşından büyük işçilerin yıllık izin hakları 20 gündür...
TMS/TFRS   |   SPK Mevzuatı   |   Vergi Mevzuatı   |   SGK Mevzuatı 
Muhasebe Tarihinde Kısa Bir Gezinti
Ali Kürşat Erbaş

13.08.2012

Modern muhasebe, çift taraflı kayıt sistemini temel almaktadır. Çift taraflı kayıt sisteminde her işlem veya olay için en az iki hesaba kayıt yapılması gerekmektedir.

Çift taraflı kayıt sisteminin fikir babası Luca  Pacioli midir? 

1494 yılında Venedik’te Luca Pacioli tarafından kaleme alınan Summa Arithmetica (Suma Arithmetica, Geometria, Proportioni et Proportionalite), muhasebe tarihinin çift taraflı kayıt sistemini ortaya koyan ilk kitabı olarak bilinegelmiştir. Oysa ki; Luca Pacioli’nin bizzat kendisi,  kitabından 200 yıl önce çift taraflı kayıtlamanın uygulandığını söylemiş ve Venedikli diğer bir papaz olan Angelo Senizo, Luca Pacıoli’den 44 yıl önce 1450 yılında çift taraflı kayıtlama ile ilgili bir kitap yazmıştır. 

Muhasebenin bir bilim dalı olup olmadığı tartışmalarına hiç girmeden (Bilim, her türlü düzenden yoksun duyu verileri ile düzenli düşünceler arasında uygunluk sağlama çabasıdır ki, en azından kişisel fikrimi ifade etmem gerekirse, muhasebe bir bilim dalı olarak değerlendirilmemelidir.), muhasebenin tarihi insanoğlunun varlık edinmeye ve ticarete başladığı tarihlere kadar uzanabilmektedir. Aslında, insanoğlunun tabiatına uygun olarak, doğal yoldan gelişim göstermiştir. Kıymetli babamın bana sürekli telkini “hesabını, kitabını iyi bil evladım… borcunu da alacağını da takip et” sözleri sanırım bu yazıyı okuyan kimseye yabancı gelmeyecektir. 

Öyle ki, İlahi kitaplarda da muhasebenin önemi açık bir şekilde vurgulanmıştır. Kur’an-ı Kerim’de,  borçların ve alacakların kaydedilmesinin uygun olacağını (…borç az olsun, çok olsun, vadesiyle birlikte yazmaktan üşenmeyin. Böyle yapmak, Allah katında daha adil, şahitliği ifa etmek için daha sağlam ve şüpheyi gidermek için daha uygun bir yoldur. Bakara suresi: 282)  Tevrat’ta ise “kiminle ticari alışveriş yaparsan yap, daima alıp verdiğini say ve değerlendir ve ne alırsan mutlaka yaz” kelamları yer bulmuştur. 

Bununla birlikte, modern anlamda muhasebe sisteminin bilinen en eski kaynağı “Summa Arithmetica” değil, Abdullah Püser Muhammet Bin Kiya-el Mazandarani tarafından 1363 yılında kaleme alınan Risale-i Felekkiye der İlm-i Siyakat’tir. Üstelik bu kitap, batılı örnekleri gibi tabiri caizse, matematik uygulamaları içerisinde bir köşeye sıkıştırılmış muhasebe kayıtları olarak değil, başlı başına bir muhasebe kitabı olarak tarihteki yerini almıştır.

İlhanlılar döneminde yazılan kitap, iki farklı isimle anılmaktadır. Risale-i Felekkiye ve Kitab-Us Siyakat. Risale-i Felekkiye ismi, kitabın zamanın veziri olan “Felek-ül Ma’ali”nin unvanına atfen yazılmış olmasından ileri gelmektedir.         

Kitap, “merdiven yöntemi”nin detaylı uygulamalarını içermektedir. Dönemsellik ilkesi ve tahakkuk esası çerçevesinde oluşturulan kayıtlarda, vergi gelirleri ve devlet harcamaları her bir eyalet bazında hem defter-i kebir hesabı hem de yardımcı ve alt hesaplar şeklinde yazılmıştır.

Aslında, merdiven yönteminin başlı başına bir muhasebe tekniği olduğunu ve tek taraflı muhasebe kayıt yöntemi ve çift taraflı muhasebe kayıt yöntemi dışında üçüncü bir muhasebe kayıt yöntemi olduğunun kabul edilmesi gerektiğini öne süren çalışmalar da bulunmaktadır. Çok fazla teknik ayrıntıya girmeksizin, merdiven yönteminin modern anlamda muhasebe kayıt sisteminin temeli olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.    

Sözü edilen yöntemin, İlhanlılara da Abbasiler tarafından geçtiği bilinmektedir. Abbasiler’de doğan merdiven yöntemi, İlhanlılar döneminde geliştirilmiş, Osmanlılar tarafından ise beş asır boyunca fiilen kullanılmıştır.

Kitapta, muhasebe kayıtlarını yapmakta kullanılan yazı türü “siyakat” olarak adlandırılmaktadır. Siyakat, kısaltılmış ve noktasız bir yazı şeklidir ve hem yazması hem de okuması uzmanlık gerektirmektedir. Bu yazı tipi uzun yıllar boyunca Osmanlı Devleti’nin hesap işlerinde ve önemli mesajların şifreli olarak yazılmasında kullanılmıştır. Siyakat tekniğiyle yazılmış bazı rakamlar aşağıda yer almaktadır;

 

Muhasebe kayıtlarının siyakat tekniğiyle kaleme alınmasının nedenlerinden birisi, söz konusu kayıtların hazine ile ilgili olarak devlet sırrı niteliğini taşıdığı için okunması zor olan bu yazının kullanılmış olmasıdır. İkincisi de, muhasebede az yere çok yazı yazılması zorunluluğu nedeni ile Arap harflerinde alttaki ve üstteki noktaların, yukarıdaki ve aşağıdaki satırlarda yer alan sözcüklere ait olma ihtimalinin ortadan kaldırılması ihtiyacıdır. 

Siyakat yazısının önemi ise bizzat Risale-i Felekkiye’de şu şekilde ifade edilmektedir; “Allaha hamd ve Resulüne salât ü selâmdan sonra ........ güzel ve tesirli konuşanlarla (ehl-i belâgat) kalem erbabınca ‘fenn-i siyâkat’ın diğer yüksek ve en değerli fenlere nisbetle daha şerefli ve yüce olduğunda ittifak edilmektedir. Memleket ve devlet işleri ile memleketin ihtiyaçlarında hesap kaidesi olmadıkça yürümez ve batıl olur.” 

Özellikle Osmanlı’da, Bağdat’tan Budapeşte’ye kadar geniş bir sahada devlet servetinin her kırıntısı, devlet gelirlerinin, köylünün sarımsak öşrüne varıncaya kadar her geliri ve aynı şekilde her gideri, her türlü resm, hizmet, ulûfe, aylık ve tahsisler ve bunlar arasında devlet merkezinin (İstanbul) ve eyaletlerin çeşitli ölçü birimleri, mahallî ölçüler, para çeşitleri ve Türkçe ve yabancı asıllı sayısız yer ve şahıs isimleri, hep bu yazı ile kaydedilmiştir. 

Buraya kadar bahsedilenlerden çıkarılabilecek bir başka sonuç ise, Selçuklu ve özellikle Osmanlı devletlerinde muhasebeye ve muhasebecilere verilen değerin büyüklüğüdür. Çıraklık, kalfalık ve ustalık ilişkisi ile muhasebecilerin yetişmeleri uygulamaya dayanmış ve tüm muhasebe eğitimi uygulamalı olarak verilmiştir. Buna yazı yazma, deyimleri öğrenme, hesap bilgisi de dahildir. Daha sonra, çeşitli muhasebe bölümlerinde defter tutma, bölümler arası bilgi aktarma, arşivleme çalışmaları gelmiştir. Muhasebeci başka hiçbir meslekle meşgul olmamış ve 35-40 yıl mesleğini icra etmiştir. Maliye Bakanı olan Baş Defterdar, her zaman muhasebe uygulamalarının içinden yetişmiş kişiler arasından seçilmiştir. Meslekte dürüstlük, çalışkanlık, ast - üst ilişkilerinde sevgi ve saygı esas olmuştur. Devletin varlıklarını korumak, çıkarlarına zarar gelmesine fırsat vermemek, muhasebecinin her zaman onuru ve başta gelen görevi olmuştur. Abbasiler, İlhanlılar, Selçuklular ve Osmanlılar’da muhasebeciliğin her zaman saygın bir meslek konumunda kalmasının nedenleri bunlardır. 

Günümüz ile kıyaslandığında, muhasebecilik mesleğinin tarih içindeki seyri manidardır ve bu süreçten denetçiler, akademisyenler, mali müşavirler ve meslek kuruluşları olarak hepimizin çıkarabileceği bazı dersler bulunmaktadır.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Oktay Güvemli, Türk Devletleri Muhasebe Tarihi, I.Cilt, 1995, Avcıol Basım Yayın, İstanbul

Remzi Örten, Ganite Kurt ve Salih Torun. “Muhasebede Çift Taraflı Kayıtlama ve Kitab-us Siyakat”, Mufitad Dergisi, Sayı:1, Temmuz 2011

C. Elitaş, O. Güvemli, O. Aydemir, M. Erkan, U. Özcan ve M. Oğuz, "Osmanlı İmparatorluğu'nda 500 Yıl Boyunca Kullanılan Muhasebe Yöntemi: Merdiven Yöntemi", T.C. Maliye Bakanlığı Yayınları, Ankara 2008

Abdullah b. Muhammed b. Kiya'l-Mazenderâni, Risale-i Felekiyye der-İlm-i Siyakat, Neşreden, Walter HINZ, Wiesbaden 1952, Eserin aslı Süleymaniye Kütüphanesinde, Ayasofya 2756 no’da kayıtlıdır. İsmail OTAR, Risale-i Felekiyye

Enver Meriçli, “Bibliyografya” (L. Fekete’nin Türk Malî İdaresinde Siyakat Yazısı adlı eserinin tanıtım yazısı), İ.Ü. İktisat Fakültesi Mecmuası, C. 15, Sayı: 1-4