KDV’den istisna olan teslim ve hizmetlerde tevkifat söz konusu olmaz... Fatura düzenleme ve amortisman ayırma sınırı 2017 yılı için 900-TL'dir ... İndirimli orana tabi işlemlerden doğan KDV iade taleplerinde iade konusu yapılamayacak kısım 2017 yılı için 21.400-TL.dir ... Gelir Vergisinden istisna kıdem tazminatı tavanı 01.01.2017-30.06.2017 döneminde 4.426,16-TL.dir ... Hizmet süresi ne olursa olsun 18 yaşından küçük 50 yaşından büyük işçilerin yıllık izin hakları 20 gündür...
TMS/TFRS   |   SPK Mevzuatı   |   Vergi Mevzuatı   |   SGK Mevzuatı 
Servetin Değerlendirilmesi mi, Cins Tashihi mi?
Ali Kürşat Erbaş

23.03.2012

Gerçek kişiler tarafından bedelsiz (ivazsız) elde edilenler hariç olmak üzere, elde etme şekli ne olursa olsun, gayrimenkullerin elde etme tarihinden başlayarak beş yıl içinde satışından doğan kazançlar, değer artış kazancı sayılmaktadır. 

Bu kazanç, 2012 yılı için 8.800.-TL’yi aştığı takdirde, aşan kısım vergiye tabi tutulmaktadır. 

Kat karşılığı inşaat işleri ülkemizde yaygın olarak uygulanmaktadır. Sahipleri tarafından müteahhitlere verilen arsaların karşılığında, müteahhitler tarafından verilen bağımsız bölümlerin (dükkan ve dairelerin) satışından elde edilen kazançların vergilendirilmesi uygulamada tereddütlere yol açmaktadır. 

Sorun, beş yıllık sürenin hesabında elde etme tarihi olarak arsanın iktisap tarihinin mi yoksa daire veya dükkanların iktisap tarihinin mi esas alınacağıdır. 

Vergi idaresi öteden beri, inşaat tamamlandıktan sonra müteahhit tarafından arsa sahibine verilen daire veya dükkanların tapuya tescil tarihini, beş yıllık sürenin başlangıç tarihi olarak esas almaktadır. 

Son olarak, 25.03.2011 tarihli 76 nolu Gelir Vergisi Sirkülerinde, arsa olarak iktisap edilen gayrimenkul üzerine bina inşa edilmesi veya söz konusu gayrimenkulün kat karşılığı verilmesi sonucu alınan gayrimenkullerin tapuya tescilinin, cins tashihi sayılarak tapuya tescil tarihinin iktisap tarihi olarak kabul edilmesi gerekeceği belirtilmiştir. 

Yargı ise konu hakkında farklı kararlar alabilmektedir. Bir kısım yargı kararlarına göre, arsa sahiplerinin arsalarını kat karşılığı vermeleri sonucunda aldıkları gayrimenkuller (dükkan ve daireler) servetin değerlendirilmesidir ve bu şekilde elde edilen gayrimenkullerin satışının değer artış kazancı olarak vergiye tabi olup olmayacağına ilişkin beş yıllık süre hesabında, arsanın elde ediliş tarihinin esas alınması gerekmektedir. 

Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun 2004 yılında vermiş olduğu bir karar da bu yöndedir. 

Peki, Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun hükmetmiş olduğu kararın aksine bir düzenleme yapmak mümkün müdür? 

Sorunun cevabı, bunu engelleyen bir yasal kısıtlama olmadığıdır. Dava Daireleri Genel Kurullarının kararları “içtihadı birleştirme kararları” değildir. Sadece, İçtihatları Birleştirme Kurulu içtihadı birleştirme kararları verebilir ve bu kararlar Danıştay’ın daire ve kurulları, idare ve vergi mahkemeleri ile idare için bağlayıcıdır ve artık herkes bu kararı bağlayıcı hukuk normu olarak kullanmak durumundadır. 

Ancak, Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun kararları sadece ilgili mükellef ya da vergi sorumlusu ile vergi dairesini, o olayla ilgili olarak bağlar. Vergi İdaresinin bir mükellef hakkında bir daire ya da dava daireleri kurulu kararı çıktı diye benzer durumdaki herkese aynı yönde bir uygulama yapması zorunluluğu yoktur. Yargı kuruluşları da farklı kişiler için benzer konularda farklı kararlar alabilirler. 

Dolayısıyla, şu an yürürlükte olan düzenlemeler uyarınca, örneğin; Bahadır Beyin 01.05. 2000 tarihinde satın aldığı arsayı, 2005 yılında kat karşılığı olarak müteahhide vererek, karşılığında 10.06.2007 tarihinde almış ve tapuya tescil ettirmiş olduğu gayrimenkuller, yeni bir iktisap olarak kabul edilecek ve değer artışı kazancının tespitinde gayrimenkullerin tapuya tescil edildiği 10.06.2007 tarihi esas alınacaktır. Fiilen kullanımın tapu tescilinden önce gerçekleşmesi halinde ise bu tarih esas alınacaktır.

Bahadır Bey söz konusu uygulamayı yargıya intikal ettirdiği takdirde, konu hakkında farklı yargı kararları mevcut olduğundan, mahkemenin hangi yönde karar alacağını önceden kestirmek, mevcut veriler ışığında mümkün değildir.