KDV’den istisna olan teslim ve hizmetlerde tevkifat söz konusu olmaz... Fatura düzenleme ve amortisman ayırma sınırı 2017 yılı için 900-TL'dir ... İndirimli orana tabi işlemlerden doğan KDV iade taleplerinde iade konusu yapılamayacak kısım 2017 yılı için 21.400-TL.dir ... Gelir Vergisinden istisna kıdem tazminatı tavanı 01.07.2017-31.12.2017 döneminde 4.732,48-TL.dir ... Hizmet süresi ne olursa olsun 18 yaşından küçük 50 yaşından büyük işçilerin yıllık izin hakları 20 gündür...
TMS/TFRS   |   SPK Mevzuatı   |   Vergi Mevzuatı   |   SGK Mevzuatı 
Tatiller birleşirse...
Bumin DOĞRUSÖZ
5604 sayılı Kanun Mali Tatil'de dava açma sürelerinin mali tatilde durmasından söz etmektedir. O halde tartışılması gereken, temyiz başvurusunun da bir tür dava açma hali olup olmadığıdır.
Tatiller birleşirse...

Mali dünya için iki önemli tatil vardır. Biri mali tatil, diğeri adli tatil. Birincisi 1 (istisnai hallerde 2 veya 3) Temmuzda başlar ve 20 Temmuzda biter, İkincisi ise 20 Temmuz da başlar ve 31 Ağustos akşamı sone erer. Mali tatil, dava açma süresini etkiler. Dava açma süresinin sonu mali tatile geliyorsa süre tatilin bitiminden itibaren 7 gün uzamış sayılır.

Bu süre uzatımının, bize göre 3568 sayılı Kanun uyarınca mesleğini ifa edenler tarafından, onlar aleyhine yapılacak tarhiyatlara karşı açılacak davalarla ilgili uygulanması gerekiyorsa da baskın görüş ve yargı anlayışı bütün vergi davaları için uygulanacağı yönündedir.

Adli tatil ise İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda yazılı bütün süreleri, adli tatilin bitiminden itibaren 7 gün uzatmaktadır. Bu iki süre birleşirse ortaya muazzam bir dava açma süresi çıkmaktadır.

Örneğin bir mükellefe 3 Haziran tarihinde tebliğ edilen bir vergi/ceza ihbarnamesine dava açma süresi 6 Eylül akşamına kadar uzamaktadır.

Peki, aynı durum temyiz süresi için de geçerli midir? Örneğin 4 Haziran günü tebliğ edilen bir vergi mahkemesi kararına karşı mükellef 4 Temmuz tarihine kadar temyiz başvurusu yapmayıp, 15 Temmuz günü yaparsa, sürenin 6 Eylül akşamına kadar uzadığı gerekçesi ile bu başvuru süresinde kabul edilecek midir?

İdari Yargılama Usulü Kanunu'na göre Vergi Mahkemeleri temyiz başvurularını süre yönünden inceler ve süre aşımını tespit ettikleri takdirde temyiz başvurusunun reddine karar verirler. Vergi mahkemelerinin bu kararları da 7 gün içerisinde temyiz edilebilir.

Örnek olarak aktardığımız tarihlerde yapılmış bir temyiz başvurusunu süre yönünden reddeden vergi mahkemesi kararının temyizi üzerine konuyu irdeleyen Danıştay 4. Dairesi E. 2014/7359 K. 2015/3338 sayı ve 15.6.2015 tarihli Kararı'nda şu sonuca varmıştır.

“Vergi Mahkemesi'nce temyiz konusu mahkeme kararının 04.06.2014 günü tebliğ edildiği, otuz günlük temyiz süresi geçtikten sonra 15.07.2014 günü temyiz edildiği gerekçesiyle temyiz isteminin süre aşımı nedeniyle reddedilmiş ise de, 5604 sayılı Mali Tatil İhdası Hakkında Kanun'un 1. maddesinin 3. fıkrası uyarınca dava açma sürelerinin mali tatil süresince işlemeyeceği, belirtilen sürelerin mali tatilin bitiminden itibaren tekrar işlemeye başlayacağı yolundaki düzenleme dikkate alındığında temyiz süresinin son gününün mali tatilin içinde olan 04.07.2014 tarihi olması nedeniyle mali tatilin son günü olan temmuz ayının 20. gününe kadar uzayacağı, yine bu tarihte adli tatile rastlaması nedeniyle adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılacağından, davacının 15.07.2014 günü yaptığı temyiz başvurusunun süresinde olduğu anlaşıldığından, dosyanın tekemmül ettirilerek temyiz başvurusunun görüşülmesi için Dairemize gönderilmesi gerekirken, temyiz talebinin süre yönünden reddeden mahkeme kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.”

Ancak 5604 sayılı Kanun Mali Tatil'de dava açma sürelerinin mali tatilde durmasından söz etmektedir. O halde tartışılması gereken, temyiz başvurusunun da bir tür dava açma hali olup olmadığıdır. Bana göre, temyiz başvurusu bir dava açma hali olmayıp, aynı dava içerisinde bir başvuru yoludur ve mevcut davadan ayrı ve bağımsız düşünülemez. İdari Yargılama Usulü Kanunu, öncesindeki 521 sayılı Danıştay Kanunu'nun bu konudaki uygulama ve anlayışı değişmiştir.

Nitekim 521 sayılı Kanun zamanında dava aleyhine sonuçlanmakla temyiz başvurusunda bulunan, Davacı sıfatı ile başvuru yapmaktaydı, bu sebeple önceki yargılamadaki davacı ve davalı sıfatları yer değiştirebilmekteydi. Ancak bu günkü sistemde ilk derece mahkemesindeki sıfatlar, temyiz aşamasında da değişmemekte, temyiz aşaması yargılamanın bir safhası olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle temyiz başvurusunun “dava açma” kavramı içerisinde değerlendirilmesi zordur.

Bu derece genişletici yorumu içeren Karar, teknik hukuk yorumundan ziyade mükellef hukuku ve hak arama özgürlüğü açısından olumlu karşılanabilirse de içtihat uyuşmazlığına da yol açmıştır. Nitekim söz konusu karar daha önceki tarihli Danıştay 3. Dairesi'nin E.2007/3182 K.2009/461 sayı ve 23.02.2009 tarihli Kararıyla da çelişmiştir.

Zira 3. Daire bu kararında “mükelleflerin vergiyle ilgili işlemlerini takip eden 3568 sayılı Yasaya tabi meslek mensuplarına yoğun şekilde ihtiyaç duyulan dönemlerde, bu meslek mensuplarının yeterli ölçüde dinlenmelerinin temin edilmesi amacıyla kanunla öngörüldüğü anlaşılan mali tatil süresince, 5604 sayılı Yasada açıkça vergiyle ilgili işlemlere ilişkin dava açma sürelerinin işlemeyeceği de kurala bağlanmış iken benzer şekilde bir hükmün öngörülmediği temyiz başvurusuna ilişkin sürenin de işlemeyeceği sonucuna ulaşmaya olanak bulunmamaktadır” şeklinde hüküm tesis etmiştir.

Mükelleflerin anayasal nitelikteki yargıya erişim hakkı ile doğrudan ilgili bu konudaki içtihat uyuşmazlığının, gerekiyorsa içtihatları birleştirme kurulu tarafından giderilmesi gerekir.

Kaynak; Dünya