KDV’den istisna olan teslim ve hizmetlerde tevkifat söz konusu olmaz... Fatura düzenleme ve amortisman ayırma sınırı 2017 yılı için 900-TL'dir ... İndirimli orana tabi işlemlerden doğan KDV iade taleplerinde iade konusu yapılamayacak kısım 2017 yılı için 21.400-TL.dir ... Gelir Vergisinden istisna kıdem tazminatı tavanı 01.01.2017-30.06.2017 döneminde 4.426,16-TL.dir ... Hizmet süresi ne olursa olsun 18 yaşından küçük 50 yaşından büyük işçilerin yıllık izin hakları 20 gündür...
TMS/TFRS   |   SPK Mevzuatı   |   Vergi Mevzuatı   |   SGK Mevzuatı 
Vergi mükelleflerinin başına dert dördüncü fıkra..!
Yrd. Doç. Dr. Yusuf İLERİ
Evet! Maliye Bakanlığı’nın kabul ettiği bir konuda, yargı bu bilinç yada bakanlığın görüşünün bilincinden uzak olarak, adil yargılama hakkını ihlal eden telafisi mümkün olmayacak kadar ağır sonuçlar doğurabilen kararlar vermiştir.
Vergi mükelleflerinin başına dert dördüncü fıkra..!

Vergi fıkraları bildiğimiz fıkralardan farklıdır; güldürmez, tersine mal üzerinden can sıkarlar. Zaten bunun için vardırlar. Ancak bu dördüncü fıkranın ağına düşenin durumu bildiğimiz vergi fıkralarında da farklı. Alırken hakkaniyete hiç bakmaz; bunu da adil yargılanma hakkını bağlayarak yapar.

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun üç fıkradan müteşekkil 11’inci maddesinde; idari dava açılmadan önce dava açma süresi içerisinde üst makama, üst makam yoksa işlemi yapan makama başvurabileceği, bu başvurunun reddi veya reddedilmiş sayılması halinde, başvuru ile birlikte duran dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı belirtilmiştir.

Ancak bu hükmün vergi uyuşmazlıklarında işlevsel olup olmadığı, işlevselse sınırları hep sorun ola gelmiş, böyle olunca da çok can yakmıştır. Sorun olan husus idareye başvurulduğunda; başvuru ile üst makamın isteği reddettiği ya da isteğin reddedilmiş sayıldığı tarihe kadar geçen zaman aralığında dava açma süresinin durup durmayacağıdır. Zira bazı mükellefler sürenin duracağından hareketle beklemeye koyulmuşlar isteğin reddi ya da isteğin reddedilmiş sayıldığı anda harekete geçip kalan süresi içerisinde dava açtıklarından yargıda “dava açma süresini kaçırdın, olayın özüne girmeyeceğiz” cevabını almışlardır.

Maddenin yürürlüğe giren ilk halinde dördüncü fıkra olarak, vergi hataları dışındaki vergi tarhiyatları yönünden bu maddenin çalıştırılamayacağı yönünde maddenin istisnasını oluşturan bir kural mevcut idi. Hüküm şöyleydi: Vergi Usul Kanunu’nda yer alan vergi hatalarının düzeltilmesi istemleri dışında, bu madde hükümleri vergi uyuşmazlıklarında uygulanmaz.”

Bu hükmün yürürlükte kaldırıldığı 1990’a kadar bu madde kapsamında yargıya yansıyan uyuşmazlıklarda, öncelikle tarhiyatta vergi hatası olup olmadığına bakılıyordu. Bu durumda neyin “vergi hatası” olduğu neyin ise “hukuki uyuşmazlık olduğu hususu önem arz etmekteydi. Ne var ki bu ayrımı yapmak o kadar basit değil. Gerçi vergi hatalarının neler olduğu VUK’un 116 ve müteakip maddelerinde yazılı ama sade mükellef bir yana yargı mercilerinin bugün dahi üzerinde uzlaşamadıkları, benzer uyuşmazlıklarda oldukça farklı kararlar verdikleri vergi hukukunun en çetrefilli konularından birisi.

Neyse ki 1990 tarihli 3622 sayılı Yasa ile getirilen hüküm oldukça netti: Bu madde hükümleri vergi, resim ve harçlarla benzeri malî yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsilinden ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda uygulanmaz. Mükellefleri yanıltan durup dururken mağduriyetlerine neden olan dördüncü fıkra hükmü kaldırıldığı gibi bununla yetinilmemiş, vergi hatası olsun hukuki uyuşmazlık olsun madde 11’in, vergi uyuşmazlıklarından uygulanmayacağı yeniden düzenlenen dördüncü fıkraya böyle çivi gibi konmuştu.

Artık mükellefler vergi yasalarının kadim hükümlerindeki kurallarla yetinerek vergi tarhiyatları karşısında pozisyon alacaklardı. Zaten bu hükümlerde gerek idari merciler ve gerekse yargı organlarına müracaat konularında vergi tarhiyatlarına karşı izlenecek yollarda bir boşluk olmadığı gibi herhangi bir yakınma da söz konusu değildi. İşte konu bu şekilde nihai ve kesin bir çözüme ulaşmışken 1994 tarihli 4001 sayılı yasa ile bu dördünü fıkra, tamamen yürürlükte kaldırıldı.

Dördüncü fıkra kaldırılmasına kaldırıldı ama yokluğunda da bedel ödetmeye devam ettirdi. Vergi ilişkisinin pasif tarafı olan vergi mükellefleri dördüncü fıkranın kaldırılmasına bir şeyin değişmediğini zaten “malumun ilanı gereksizdi” diye baktılar. Yoksa amaç, vergi uyuşmazlıklarını madde 11’in dışında tutmak ise, bunu sağlayan dördüncü fıkranın durup dururken kaldırılmasını açıklayacak makul ve mantıklı bir izah olamazdı. Ne var ki mükelleflerin 11'inci madde kapsamında idareye başvurularında geçen süreler bir kez daha Danıştay tarafından dikkate alınmadı.

Yani madde 11’e göre hareket eden mükellefler davalarının süre yönünden reddi gibi son derece ağır ve dramatik sonuçlarla yeniden muhatap kaldılar. İşin ilginç yanı Maliye Bakanlığı'nın yayımladığı ve kendi resmi internet sayfasında askıda olan 2008 tarihli “Vergi İdaresince Yapılan Tarhiyatlarda Mükellefin İdari Başvuru Yolları” Rehberi’nde, vergi tarhiyatlarına karşı İYUK’un 11' inci kapsamında üst makamlara yapılan müracaatlarda geçen sürelerin, dava açma süresinin hesaplanmasında dikkat alınacağının kabul edilmesidir.

Evet! Maliye Bakanlığı’nın kabul ettiği bir konuda, yargı bu bilinç yada bakanlığın görüşünün bilincinden uzak olarak, adil yargılama hakkını ihlal eden telafisi mümkün olmayacak kadar ağır sonuçlar doğurabilen kararlar vermiştir. Danıştay’ın, işlemin hukuka uygunluğunun denetimini bir yana bırakarak, kamu alacağının sürüncemede bırakılmaması temellinde yerindelik denetimine kaçan bu ileri hazineci yaklaşımının sonucu oluşan kararlar ayrı bir yazı konusunu teşkil edecek önemdedir.

Kaynak; Dünya