KDV’den istisna olan teslim ve hizmetlerde tevkifat söz konusu olmaz... Fatura düzenleme ve amortisman ayırma sınırı 2017 yılı için 900-TL'dir ... İndirimli orana tabi işlemlerden doğan KDV iade taleplerinde iade konusu yapılamayacak kısım 2017 yılı için 21.400-TL.dir ... Gelir Vergisinden istisna kıdem tazminatı tavanı 01.07.2017-31.12.2017 döneminde 4.732,48-TL.dir ... Hizmet süresi ne olursa olsun 18 yaşından küçük 50 yaşından büyük işçilerin yıllık izin hakları 20 gündür...
TMS/TFRS   |   SPK Mevzuatı   |   Vergi Mevzuatı   |   SGK Mevzuatı 
İadesi geciken vergiler için mükelleflere ödenecek faiz
Akif AKARCA, Dr.Mehmet ŞAFAK...
Mükellefin vergi dairesinden olan alacağının geç ödeme nedeniyle zarar görmemesi için gecikme faizi uygulanmaktadır.
İadesi geciken vergiler için mükelleflere ödenecek faiz

Ülkemizde enflasyonun uzun yıllar yüksek seviyede seyretmesi nedeniyle zamanında ödenmeyen vergilerin erozyona uğramasını nedeniyle gerek mükellef üzerinde kalan kamu alacağı dolayısıyla devletin uğradığı zararın telafisi gerekse mükellefin vergi dairesinden olan alacağının geç ödeme nedeniyle zarar görmemesi için gecikme faizi uygulanmaktadır. Bu gün yazımızda gecikme faizi üzerinde kısaca durduktan sonra mükelleflere iadesi gereken vergilerde uygulanacak faiz konusunu ele alacağız.

Gecikme ve iade faizle ilgili hükümler

Gecikme faizi 1986 yılına kadar yargıda geçen süreler için uygulanmaktaydı. 3239 sayılı Kanunla Vergi Usul Kanunu’nun 112'nci maddesinde yapılan değişiklikten sonra dava konusu yapılsın yapılmasın ikmalen, re’sen ve idarece yapılan tüm tarhiyat gecikme faizi kapsamına alınmıştır.

Haksız veya fazla alındığı için mükellefe iadesi gereken vergilerle birlikte ödenmek üzere uygulanacak iade faiz oranı, faiz uygulamasının başlangıç tarihi (vergi idaresi mükellefe faiz ödenmesine başlangıçta iade için gerekli bilgelerin ibrazından itibaren başlarken son yıllarda kanunda yapılan değişiklikle devletçe verginin haksız tahsil edildiği tarih esas alınmıştır.) 112'nci maddenin 3'üncü fıkrasında gecikme faizi, 4-6'ncı fıkralarında iade edilecek vergilere uygulanacak faiz konusu düzenlenmiştir.

Gecikme faizi

3'üncü fıkra:  Vergi Mahkemesi'nde dava açma dolayısıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 27' nci maddesinin 3 numaralı fıkrası gereğince tahsili durdurulan vergilerden taksit süreleri geçmiş olanlar, vergi mahkemesi kararına göre hesaplanan vergiye ait ihbarnamenin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir. Ayrıca ikmalen, re'sen veya idarece yapılan tarhiyatlarda;

a) Dava konusu yapılmaksızın kesinleşen vergilere, kendi vergi kanunlarında belirtilen ve tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, son yapılan tarhiyatın tahakkuk tarihine kadar;

b) Dava konusu yapılan vergilerin ödeme yapılmamış kısmına, kendi vergi kanunlarında belirtilen ve tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, yargı organı kararının tebliğ tarihine kadar;

Geçen süreler için 6183 sayılı Kanun'a göre (51'inci madde) tespit edilen gecikme zammı oranında gecikme faizi uygulanır. Gecikme faizi de aynı süre içinde ödenir. Gecikme faizinin hesaplanmasında ay kesirleri nazara alınmaz.

Uzlaşılan vergilerde gecikme faizi; uzlaşılan vergi miktarına, (a) fıkrasında belirtilen tarihten itibaren uzlaşma tutanağının imzalandığı tarihe kadar geçen süre için uygulanır.

Dava açılması nedeniyle tahsili duran vergi ve cezalar mükellefler tarafından İstenildiği takdirde davanın devamı sırasında da kısmen veya tamamen ödenebilir.

Mükellefe iadesi gereken vergilere uygulanacak faiz

4'üncü fıkra;  Fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergiler, fazla veya yersiz tahsilatın mükelleften kaynaklanması halinde düzeltmeye dair müracaat tarihi, diğer hallerde verginin tahsili tarihinden düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanun'a göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte,120'nci madde hükümlerine göre mükellefe red ve iade edilir.

5'inci fıkra; Vergi kanunları uyarınca iadesi gereken vergilerin, ilgili mevzuatı gereğince mükellef tarafından tamamlanması gereken bilgi ve belgelerin tamamlandığı tarihi takip eden üç ay içinde iade edilmemesi halinde, bu tutarlara üç aylık sürenin sonundan itibaren düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanun'a göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz, 120'nci madde hükümlerine göre red ve iadesi gereken vergi ile birlikte mükellefe ödenir.

6'ncı fıkra;  İhtirazi kayıtla beyan edilip ödendikten sonra yargı kararına göre iade edilip yine yargı kararı uyarınca tahsili gereken vergilere, iade tarihinden yargı kararının vergi dairesine tebliği tarihine kadar geçen süre için bu maddede yer alan esaslar dahilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a göre belirlenen tecil faizi oranında gecikme faizi hesaplanır.    

Konunun hukuki yönü ve Anayasa Mahkemesi’nin görüşü

Anayasamızda da belirtildiği gibi Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk devleti insan haklarına saygılı, bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kurup bunu işletmekle kendini yükümlü sayan bütün eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir. 

Hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurlarından biri de yasaların genel olması ilkesidir. Bunun gereği ise yasalar önünde eşitliktir. Buna göre aynı hukuki koşullarda idare ile vatandaş arasında farklı uygulama olmaması gerekir. Buna göre, mükellefin ve devletin ödemesi gereken gecikme-iade faizi oranının ve faizin başlangıç tarihinin aynı olması gereklidir. 

Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin olarak verdiği bir kararda belirtilen görüş benimsenmiştir. Anayasa Mahkemesinin 10.02.2011 tarih ve 2011/37 sayılı kararında açıkladığı görüşü şöyledir. 

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112’nci maddesinin dördüncü fıkrası ile mükelleflerden fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde, tahsilatın üzerinden çok zaman geçmiş olsa da istenen bilgi ve belgelerin teslimiyle yapılan iade talebinden sonraki üç ay içinde yapılmayan iadeler için bu üç ayın sonundan başlamak üzere düzeltme fişinin tebliğ edildiği güne kadar işleyen tecil faizinin vergi aslı İle beraber ödenmesi öngörülmektedir. Buna karşın aynı maddenin üçüncü fıkrası ile eksik tahsil edilen veya tahsil edilemeyen vergiler için mükelleflerden verginin ödenmesi gereken tarihten İtibaren ödemenin yapıldığı güne kadar İşleyen gecikme faizi alınmaktadır. 

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan yargı denetimine açık devlettir. 

Anayasa’nın 35. maddesinde ise, herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, herkese başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şey üzerinde dilediği biçimde yararlanma, tasarruf etme, başkalarına devretme, kullanma, biçimini değiştirme, harcama ve tüketme olanağı verir. İtiraz konusu kural, kamu kurumlan ile kişiler arasında kamu idarelerinin kamu gücüne dayalı yetkilerini kullanırken hatalı işlemleri nedeni ile oluşan alacaklı- borçlu ilişkilerinin borçlu olan kamu kurumları lehine bozulmasına sebebiyet vermektedir. Bunun yanında kamu kurumlarının borcunu ödemesini geciktirmede teşvik edici olmakta ve vatandaşların devlete olan güvenini sarsmaktadır. 

Vergi, devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve karşılıksız tahsil ettiği bedel olsa da idarece yapılmış olan vergi tahsilatının fazla veya yersiz olduğu tespit edildikten sonra bu tahsilat mükellefl er için bir “alacak” haline gelmektedir. Alacak hakkı mülkiyet hakkı kapsamında kişilerin temel haklarındandır.

Kişiler yanlış veya yersiz vergi tahsilatı nedeni ile belli bir süre mülkiyetlerinde olması gereken bir meblağdan kullanma, tasarruf etme ve harcama şeklinde yararlanma imkanından mahrum kalmaktadırlar.

Bu süre zarfında enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan aşınma İle mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu mülkiyetin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirişinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır.

İtiraz konusu düzenleme ile devlet fazla veya yersiz yapılmış tahsilatlar ile hazinesinde tuttuğu meblağı kişilere iade ederken üzerinden uzun zaman geçmiş olsa bile talep tarihinden üç ay sonra başlamak üzere işleyecek faizi ödemektedir.

Düzenleme ile elde edilen kamu yararı kamu için öncelikli, genel menfaatleri koruyan, kamu hizmetlerinin sürdürülmesi İçin zorunlu bir durum arz etmemekte, sadece devlete başkasının mülkü üzerinde sebepsiz ve karşılıksız biçimde tasarruf etme hakkını vermektedir. 

Fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde, tahsilatın yapıldığı tarih yerine başvuru tarihinden üç ay sonra başlamak üzere İşleyecek faizin ödenmesine ilişkin kural, kişinin belli bir dönem İçin faiz gelirinden mahrum kalması sonucunu doğurarak genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengenin bozulmasına yol açmakla, bu durum hukuk devletinde korunması gereken mülkiyet hakkının ihlaline neden olmaktadır. 

Nitekim Avrupa İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek Protokol’ün 1. maddesinde de: 

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. 

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez” denilmektedir. 

Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararı doğrultusunda 6322 Sayılı Kanunla değişiklik yapılarak devletçe vergilerin iadesinde uygulanacak faizin başlangıç tarihi ile mükelleflerin geç ödedikleri vergiler için gecikme faizi uygulama başlangıç tarihi kısmen uyumlaştırılmıştır. Ancak mükelleflere uygulanan gecikme faizi 6183 sayılı Kanun’un 51’inci maddesinde belirlene gecikme zammı iken mükelleflere iade edilecek vergiler için tecil faizi oranın da faiz uygulamasına devam edilmektedir. 

Vergi Usul Kanunu’nda önümüzdeki dönemde yapılacak değişiklikler sırasında faiz ödeme başlangıç tarihinin ve gecikme faizi ile iade faiz oranlarının uyumlaştırılması, farklılıkların ortadan kaldırılması hukuk devleti uygulamalarımızın ileriye götürülmesi ve mükellef haklarının genişletilmesine katkı sağlayacaktır.

Kaynak; Dünya